2 Nisan 2013 Salı

ipini koparan güzel havaya ve adaya. ya da kalpazankaya artık "out"!

uzun, soğuk haftadan sonra, yeniden adalardan birine kaçıp, hava almanın iyi bir fikir olacağını düşündüm. saatler ileri alındığından mıdır bilmem, vapur pek öyle kalabalık değildi. aman iyi hadi, gidişimiz en azından rahat olacak dedim. ki öyle de oldu. benno'yla tam istediğim yerde oturarak yer de bulduk. ada'ya varır varmaz da benno en neşeli halleriyle hoplayıp zıplayıp atların peşine düştü. aheste bir yürüyüşle de aldık kalpazankaya'nın yolunu. -kesin daha evvel bahsetmişimdir: en sevdiğim ada burgaz, onun da en çok kalpazankaya'sını severim. pek turistin uğramadığı, ancak bilenlerin gittiği derme çatma bir restoran. "restorandı"demem lazım galiba artık. anlatayım efem, neden 'di'-li geçmiş zaman kullanmak gerektiğini: yani neredeyse "sevmez olaydım" dedirtti bu sefer! yahu, neydi oranın hali öyle? bir gittik ki, masaların neredeyse hepsi rezerve! "belki yukarılara doğru boş masa vardır, diyerek belirsizliğe yollayacak garsonlar. rezervasyonu yaptıranların geleceği saat de belli değil üstelik. ama rezerve mi, rezerve. hani utanmasalar, neredeyse kapıdan kovacaklar. "ancak içecek ikram edebiliriz" dediler. eh onca yolu gitmişiz, bari birer acı kahve içelim, biraz dinlenelim, öyle döneriz dedik. iğreti iliştik bir masaya. ama kahve resmen boğazımızda kaldı. bir pahalanmış bu eski köhne yer! küçük su, bakkaldakinin beş katı fiyatına! eh artık kahvelerin parasını varın siz hesab edin! neymiş efendim, meşhur olmuşmuş burası artık! başlarına çalsınlar madem, bir daha da gitmem!
kahveleri içer içmez kaçtık elbette. zaten garsonlar gözümüzün içine bakıyorlar, rezervasyon sahipleri gelecek endişesiyle. ama karnımız aç! biz balık hayaliyle gelmiştik buraya! hadi dönüp bari merkezdeki restoranlardan birinde ada-temiz hava-balık üçlemesini yapalım dedik, ama o da nafile! orası da kalpazankaya gibi: telefona sarılan rezervasyon yaptırmış. eee, ne yapacağız? aç bitap geri mi dönecektik? neyse, sonunda bir fastfuğdçuda yer bulabildik. menüdeki en az zararlı olanını seçtik: çek usta, iki pilav üstü kuru!
baktık, ada doldukça doluyor, her gelen vapurla bir sürü insan iniyor; hadi yolcu yoluna gerek diyerek öğle sonrası ilk vapurla dönüş yolunu tuttuk. iyi ki de yapmışız, bir sonraki vapurla değil oturacak yer bulmak, ayakta bile zor duracak yer bulurduk galiba...
anlaşıldı, bir daha "hafta sonu ada keyfi" dendi mi, üç kez düşüneceğim, beş kez yutkunacağım ve büyük olasılıkla ancak hafta içi ayak basacağım.




Hiç yorum yok: