haber yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haber yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2010 Pazar

sivil insiyatif ya da israil ve cihad

meselenin neresinden başlasam bilemiyorum, her yanından fire veriyor.
ankara kulisi'nde onur öymen çok doğru olarak devlete yönelttiği bir soru vardı: israil'in 27 mayıs'ta mavi marmara'nın gelmemesini, izin vermeyeceklerini ve güç kullanacaklarını açıklamasına rağmen türk hükümeti'nin geminin limandan ayrılmasına neden izin verdiğidir. israil hükümetiyle hangi düzeyde bilgi alışverişi yapıldığı, 31 mayıs'a geçen süre içinde bile bile neden tehlikeli bir yolcuğuluğa, üstelik bir buçuk yaşında bir bebeğin de bulunduğu bu sivil girişime dur denmediği.
ihh mensuplarının ne amaçla o gemide demir sopalar bulundurduğunu düşünmek bile yeter. bunun için belki de 5 ocak'ta mısır kapısında oluşan çatışmayı hatırlamak da gerekli. yani ihh saldırganlığı üslup haline getirmiş gibi görünmekte.
bakınız, israil askerlerinin ilk iniş yaptığı anda ihh'cıların tekbir sesleri eşliğinde sopalarla saldırdığı filmlerde gün gibi aşikar. aynı anda beş gemi daha israil timleri tarafından ele geçiriliyor, peki orada neden saldırı yok?
elbette bu durum orantısız güç kullanıldığı gerçeğini ortadan kaldırmaz, ama ihh aktivistlerinin , daha askerler iner inmez saldırıya geçmeleri, tekbir getirerek ver yansın vurmalarını ben pek barışçıl bir kuruluşun girişimi olarak göremiyorum. amacını cihada çıkmışçasına gerçekleştirme çabasının olmadığını kim söyleyebilir?
diğer yandan, elbette, gazze üzerine dikkatleri çekmekte başarılı olduklarını, dünya kamuoyunda israil'e karşı nefret çıtasının yükselmesine katkı sağladıkları gerçek, ama gazze'nin ablukadan kurtarılmasını gerçekten sağlayabilecek mi bu? üstelik, salt yahudi olmalarıyla nedeniyle masum insanlara yapılan saldırıların hesabını kim verecek?
hemen ardından çıkan rachel corrie gibi gemilerin varlığı o anlamda umut veriyor. ama diğer yandan en başından israil'e direnmeyeceklerini bildirmişler ve askerler gemiye çıktıklarında direnmeksizin teslim olmuşlardır. tabii ki aleyhte konuşmak istendiğinde, israil'in gözü korktu, onun için bu sefer yaralı olmamasına dikkat etti diyenler olacaktır. o zaman hemen, mavi marmara ile aynı anda ele geçirilen diğer beş gemiyi anımsatırım.
orada ne olup bittiğine dair bizler ancak varsayımlarda bulunabiliriz. gerçek olan bir tek veri var, o da masum hedeflerle yola çıkmamış sivil bir insiyatifin saldırıya uğradığı, israil askerlerinin orantısız güç kullanıldığı, ve türkiye'nin bu olayda sorumluluğunu kabul etmeden kendisine savaş açılmış gbi davrandığı!
uluslararası alanda da bir yaptırım sağlayabilmiş değil türkiye, birleşmiş milletlere dahil tek bir ülkeden israil'i kınama bilgisi gelmedi. ancak şok olduklarını bildirmişlerdir ülkeler.
peki ne geçti elimize bütün bundan?
olan o dokuz kişin canına malolmakla kalacak ....

31 Mayıs 2010 Pazartesi

gazze, darfur ve türkiye ya da yunuslu bir gün

sabah beri canlı yayından neredeyse aralıksız aktarılan resimler herkesin zihnine yerleştirmiştir artık. insanın yüreği yüreği burkuluyor, midesine kramplar giriyor elbette.
tam da bu satırları yazmaya çalışırken, aniden ve sanki teselli etmek istercesine iki yunus peydah oluyor vapurun hemen yanında!!! bir anda sabah beri yüreğimi burkan haberleri bertaraf edip flaş haber olarak yerleşiyor kafama. neredeyse netbooku elimden fırlatıp fotoğraf makineme davranıyorum, bu kadar yakından yıllardır görmemiştim ne de olsa, ama serseriler uyanık, devasa bir yakınlıkta bir gösteriyor kendini biri, sonra dalıp gidiyor, belli ki balık sürüsünün peşinden derinlere. hiç olmazsa, bu vapurda onları fark etmiş bir kaç ölümlüye masum bir dünyanın hala var olabileceğini söylüyor sanki bu iki yunus.
resim çekemedim, ama düş görüme öyle bir resim yerleştirmeyi başardılar ki, savaş deklerasyonu yapılmışçasına yaşadığım o panik gitti. ama yine de cinsinin mutur olduğunu anladığım bu iki haylaz konuyu saptırmamalı.
sivil bir yardım örgütünün önderliğinde yol alan bu konvoyunun, hem de uluslararası sularda uğradığı bu saldırı anlaşılır bir şey değil. bu yazıyı yazarken gelen son haberler 16 kişinin öldüğü, elliye kadar da yaralının olduğuna dairdi. resmi makamlarca onaylanmış bir rakam olmasa da ürkütücü bir durum. israil bu yardımı onaylamış olmadığından, ve ablukayı delici bir eylem olarak gördüğünden provaktif olduğunu ve gemide hamas'a yardım götürüldüğü için saldırdığını söylüyor. bu sivil bir yardım kuruluşunun ve bir sürü farklı milletten insanların bulunduğu ve barış amaçlı yola çıktığı belli olan bir filoya saldırma gerekçesi olabilir mi?!!!
yazıyı vapurda bitiremedim, taksim'de olan eylemin sonuna yetiştim, ama eylemin kendisinden ziyade ardında bıraktığı çöp yığınını görünce, eylemlerin çevre kirliliğine katkısını düşünmeden edemedim. yetişemediğim galiba iyi olmuş. muhtemelen beni yadırgarlardı aralarında, ne de olsa daha çok, ya da sadece islami kesimin gövde gösterisiydi bu eylem.
diğer yandan israil'in, yardım gemileri yola çıkmadan çok önce, gelinmemesini, içeri alınmayacaklarını söylediğini anımsatmak bir şey getirir mi bilmiyorum, bu gerçeğin farkında olarak zaten yola çıkıldı. şimdi bazı kesimler, yapay kriz yaratılmak istendi spekülasyonlarını geciktirmeyeceklerdir. peki gerçekten spekülasyon mu? kriz kasten mi çıkarıldı?
kendi içinde yıllardır süregelen kürt meselesini çözmekten aciz bir ülkenin, darfur için ağzını açmaz, hatta katiline kucak açarken, gazze için aslan kesilmesini nasıl açıklamalı? insanlık yardımı nerede başlıyor? hangisini görmeli ya da görmezlikten gelmeli??
yok yok, ben yunusları düşlemek istiyorum...

6 Mayıs 2010 Perşembe

böyle millete böyle meclis

"Anayasa paketinin görüşmeleri dün sabah kavgayla başlayıp kavgayla devam etti. Gece saatlerinde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın mal varlığıyla ilgili çıkan tartışma gerilimi iyice artırdı, AKP ve CHP’liler yumruklaştı."
niye şaşırıyorsunuz? bu kabadayıları seçen kim? sokaktaki adamdan ne farkları var ki? yan baktığı gerekçesiyle adam öldürülen bir ülkede, elbette fikir ayrılıkları kavga sebebi olacak. sonuçta halkı temsil etmek üzere oraya seçilmediler mi? ha yani milletvekili olmaları daha medeni bir şekilde anlaşacaklarının garantisi mi olacaktı? yo bence en layığıyla halkı temsil ediyorlar! daha iyisi can sağlığı. yoksa değil mi? mesela meclise silah sokamıyorlar, zaten sokabilseler, kesin çoktan sıkmışlardı birbirlerine kurşunları... peki ne olurdu öyle olsa? olacak değil ya, yine de en düşsel ihtmalle 550'den biraz düşerdi sayıları. ne de olsa dünya üzerinde neredeyse en iyi maaş alan milletvekilleri bizde. kimin cebinden çıkıyor bu? elbette biz ödüyoruz maaşlarını, hani bir ikisinin maaşı eminim on aileyi gayet güzel geçindirirdi. üstelik, hiç bir ülkede var olmayan ömür boyu emeklilikleri de cabası... tabii bana e-mail yoluyla gelen şu bilgiler gerçeği yansıtıyorsa:

Yılmaz Dağdeviren, emek vermiş, zaman ayırmış, ter dökmüş tuzu kuruluğun kıyaslanabilir tablosunu çıkartmış, Sizin de bilginiz olsun.
Kesin, bir kenara koyun.

İş: T.C. Milletvekilliği

Görev tanımı:
Parti başkanının vereceği talimat doğrultusunda mecliste parmak indirilip kaldırılacak.
Sosyal haklar:
Ayda 9,5 milyar TL maaş
2 yılda emeklilik hakkı
Emekli olunca ömür boyu ayda 6 milyar TL maaş

Ülke Norveç:
Kişi başı milli geliri: 98.000 $.
Milletvekili maaşı: 7.500 $.
Yan ödeme: Yok.
Emeklilik: 65 ten sonra.
Maaşın milli gelire oranı: % 7.6.

Ülke İsviçre:
Kişi başı milli geliri: 65.000 $.
Milletvekili maaşı: 4.200 $.
Yan ödeme: Yok.
Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 6.4.

Ülke Danimarka:
Kişi başı milli geliri: 64.000 $.
Milletvekili maaşı: 5.000 $.
Yan ödeme: Yok.
Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 7.8.

Ülke Finlandiya:
Kişi başı milli geliri: 52.000 $.
Milletvekili maaşı: 4.000 $.
Yan ödeme: Yok.
Emeklilik: Memur gibi.
Maaşın milli gelire oranı: % 7.6.

Ülke Hollanda:
Kişi başı milli geliri: 52.000 $.
Milletvekili maaşı: 5.660 $.
Yan ödeme: 150 $.
Emeklilik: Memur gibi.
Maaşın milli gelire oranı: % 10.8.

Ülke Avusturya:
Kişi başı milli geliri: 50.500 $.
Milletvekili maaşı: 8.100 $.
Yan Ödeme: Yok.
Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 16.

Ülke Belçika:
Kişi başı milli geliri: 47.000 $.
Milletvekili maaşı: 5.064 $.
Yan ödeme: 1.423 $.
Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 10.6.

Ülke İngiltere:
Kişi başı milli geliri: 46.500 $.
Milletvekili maaşı: 6.200 $.
Yan ödeme: Londra kenti
9 gidiş-geliş bileti.
Emeklilik: Memur gibi.
Maaşın milli gelire oranı: % 13.3.

Ülke Fransa:
Kişi başı milli geliri: 46.000 $.
Milletvekili maaşı: 4.648 $.
Yan ödeme: Yok.
Emeklilik: 55 yaş sonrası.
Maaşın milli gelire oranı: % 10.

Ülke İtalya:
Kişi başı milli geliri: 40.000 $.
Milletvekili maaşı: 9.150 $.
Yan ödeme: Yok.
Emeklilik: Memur gibi.
Maaşın milli gelire oranı: % 22,8.

Ülke İspanya:
Kişi başı milli geliri: 37.000 $.
Milletvekili maaşı: 2.312 $.
Yan ödeme: 1.500 $.
Emeklilik: Memur gibi.
Maaşın milli gelire oranı: % 4.

Ülke Çek Cumhuriyeti:
Kişi başı milli geliri: 21.000 $.
Milletvekili maaşı: 1.900 $.
Yan Ödeme: Yok.
Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 9.

Ülke Litvanya:
Kişi başı milli geliri: 15.000 $.
Milletvekili maaşı: 820 $.
Yan ödeme: Yok.
Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 5.4.

Ülke Polonya:
Kişi başı milli geliri: 14.000 $.
Milletvekili maaşı: 1.893 $.
Yan ödeme: Yok.
Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 13.5.

Ülke Ermenistan:
Kişi başı milli geliri: 4.000 $.
Milletvekili maaşı: 200 $.
Yan ödeme: Yok.
Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 5.

ÜLKE TÜRKİYE.
Kişi başı milli geliri: 10.000 $.
Milletvekili maaşı: 5.600 $.
Yan ödeme: Harcırahlı.
Emeklilik: Yaş sınırı yok.
Çifte emekli geliri var.
Maaşın milli gelire oranı: % 56.

Küba'daki durum:
Milletvekili maaşı yok.
Beceriksiz çıkarsa, halkın geri çağırma hakkı var.
Emeklilik yok.
Harcırah, yolluk yok.
Sadece ve sadece Küba halkına hizmet etme onuru var.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

siirt ya da sineklerin tanrısı - 2

bu hususta çok yazılıp çizildi, ancak radikal iki'deki yazısıyla seda akço'nun dile getirdiklerini okumaya ve özellikle üzerinde düşünmeye değer buldum. olanlardan sonra dövünüp ağlanmanın ötesinde bunu nasıl önleyebiliriz üzerine kafa yormuş ve okuyucusunu da kafa yormaya davet etmiş akço. bu olayların hiç biri münferit değil, sadece gelişen medya vasıtasıyla artık daha kolay duyulur oldu. üstleik salt bize özgü de değil. dünyanın her birinde yaşanıyor ve tarihte eskiden beri var olagelen bir vahşet. yani prono sitelerini yasaklayarak önlenebilecek bir durum değil. - bu da tartışılmaya değer bir konu, gerçekten porno siteler mi teşvik ediyor? internet öncesi teşvik eden neydi o halde?-
bu hususta birey olarak ne yapabiliriz, onu düşünmek gerekiyor sanırım. hani hep birlikte istismara karşı dernek kuralım demiyorum, ama o denli yaygın ki çocuk istismarı ve o denli normal görünümlü kü bunu yapan manyaklar, sadece gözleri açmak gerektiğini düşünüyorum, zira yan komşunuzda dahi yaşanıyor olabilir ...

28 Nisan 2010 Çarşamba

siirt ya da sineklerin tanrısı

bu konuda yazıp yazmama hususunda, gündeme geldiğinden beri düşünüyorum. ağır mesele ne de olsa. siirt'te sekiz çocuğun iki bebeğe yaptığı zalimce olaylar. bu habere link vermeyi de doğru bulmuyorum, çünkü okuduğum haberlerin hiç biri etik limitin nerede başlayıp nerede bittiğine dikkat etmeden - niye şaşırtmıyor?- yazılmış. verilen detaylar şiddete susamış zihniyetleri doyurmaya yönelik bir şekilde yazılmış bir hava yaratıyorlar. ama gündemi takip edenler hangi olaydan bahsettiğimi biliyordur diye özet de geçmek istemiyorum.
13, 14 yaşlarında sekiz çocuğu buna iten nedir? işledikleri suçun boyutunu, yaptıklarının kötü olduğunu algıladıklarını belirtmiş onlarla görüşen uzman psikologlar. bu ise daha da korkunç bir boyuta taşıyor yapılanı. yani bilinçli bir şekilde suç işliyorlar, ve bunu bir defa değil, ikinci kez tekrarlıyorlar. anlatılanlardan da çıkan, bunu bir hafta öncesinden planladıkları, hatta alt zeminini yaratmak için ön hazırlıklarını -bebekleri kaçıran kıza şantaj- yapacak kadar da soğuk kanlılar.
psikologların bunu, oynadıkları bilgisayar oyunlarından etkilendikleri gibi ucuz bir açıklamaya girişmezler umarım, bildiğim kadarıyla hiç bir bilgisayar oyununda bebeklere tecavüz yok.
yalnız bu münferit bir olay değil. ingiltere de bir kaç evvel olmuştu, ki ufak çocuk bir bebeği kaçırıp döverek öldürmüştü. hatta o kadar uzağa gitmek de gerekmiyor, geçen sene bizde, mendil satan 5 yaşındaki bir çocuk yine 11, 12 yaşlarındaki çocuklar tarafından ölesiye dövülmüş, öldü diye köprü altına atılmıştı.
tezim nedeniyle şiddettin tarihçesini, toplumsal boyutlarını, savaştaki uzantılarını incelememe rağmen yine de insanoğlunun şiddet sınırlarını nasıl genişletebildiğini, acımasızlığını gün yüzüne çıkarabilme yetisine yine de şaşırıyorum, aklım alsa da yüreğim almıyor.
sonra gelip btün bu olan bitende basın suçluymuş, sanki basın öldürün, tecavüz edin demiş gibi demeçler veriliyor. başta baş baş bakan söylüyor bunu. bir yıl evvel olan olayı neden gündeme taşıyorlarmış şimdi, yara alırmışmış toplum. nedir bu? ört bas mı edilmesi gerekir? zaman aşımına mı uğradı suç? suç kapsamından mı çıkarıldı bu sayede?
sıçluyu aramak yerine böylesi hastalıklı hale gelen bir toplum nasıl tedavi edilebilir, onu bulmak gerekiyor. yok izmir'de seri katil, yok mainsa'da cinsel istirmarcılar ve daha nice üçüncü sayfa haberlerini dolduran olaylar... bu toplum ciddi bir şiddet ekseninde açılım yapıyor, başka hiç bir şeyde değil!

15 Nisan 2010 Perşembe

vurun gençlere! - 2

türkiye'de bir şeyler değişmeye mi başladı diyerek umutlansak mı? polis devleti olma yolunda tehlikeli bir gidişat sergiliyorduk, ama son zamanlarda, polislerin de sorgulanıyor olması, iyiye işaret olarak saymak istiyorum. darısı, polisin "kontrolsüz güç" kullandığı tüm diğer olayların başına o halde!

14 Nisan 2010 Çarşamba

vurun gençlere!

neymiş, okuldan dönüyormuş, ba ba ba yalana bak, 14 yaşındaki veledin okulda ne işi var? okuyup da başımıza bela mı olacak? onu okula gönderende kabahat! aslında kapatacaksın şu okulları! böylece potansiyel vatan hainlerinin yetişmesi de engellenecek. en güzeli bu işte. pek beğendim bu fikrimi. eğitim reformu olarak sunmakta fayda görüyorum. hani bir eğitimci olarak belki işsiz kalabilirim, ama olsun,vatan kurtulsun yeter. bu okulların ne faydası var ki zaten?

17 Mart 2010 Çarşamba

soyu koruyoruz; bol soslu, pardon, soylu olur inşallah!

vay ahlaksızlar, demek yurt dışlarına gidip gidip elin gavurunun bankalarındaki spermlere talip oluyorlar! tüüüüh bunlara! vay gidenlere! devlet büyüklerimiz ve sağlık bakanlığımız olayın ayırdına vardı da bu densizleri yola getirmek üzere bir seneden üç seneye kadar hapisle cezalandıracağını duyurdu.

hah beğendiniz mi yaptığınızı? tiiiii oralara kadar gidip, hem yol parası, hem tedavi paraları bayıldınız, geri dönüp o babasız bebeği hapislerde büyüteceksiniz, o olacak ancak! öyle aşna fişna olmadan bebek mi olurmuş! hele ki gavurun spermiyle! yazıklar olsun size! soyu sopu bozacaksınız, saf türk ırkına zeval getireceksiniz! bu mu vatan millet sevginiz? haaa sorarım size!

halbuki sokaklarda cıva gibi işsiz türk genci fink atıyor, kahvelerde fıkır fıkır ne yapsak diye kara kara düşünürken okeyle vakit öldürüyorlar! bulun bir tane, bir kaç kuruş sıkıştırın cebine, hatta durun, eminim bedava yapacaklardır bu işi, dahası, size para dahi teklif edebilirler, sonunda karlı bile çıkarsınız bu işten!
ama sakın haaa, sokaklarda diğer milletlerin gençlerine alıcı gözle bakayım demeyin! gerçi büyüklerimiz onu henüz akıl edemediler, ama ben düşündüm, endişeliyim de, bu ülkemize gelen gavurlarla ne yapacağız? aha kaptı bir kızı, iki aşna fişna, al sana genetiği türklükten çıkmış bir bebe! meclis tez elden bu hususta da bir çözüm düşünmeli! hiiii maazallah, sonra türk soyu nice olur?! el ele dolaşan türk kızlarımız ile yabancı oğlanlar tez elden mahkum edile! ama tersi teşvik edilmeli, yabancı kızlarla bizim oğlanlar ele ele, diz dize, artık ne gerekliyse, kamu alanlarında o eylemi icra edebilmeli, yabancı kızları hamile bırakmalı, soy sop bozmak neymiş onlar da görmeli!

15 Mart 2010 Pazartesi

vermezsen gebertirim

"ula seviyorum seni namusuz, neden anlamirsen? vallah yüz vermezen aha silahı alır alnından fururum seni, gara toprağın olursun, benim olmacağnsan! gız gaçma, alacam seni! beni sevip sevmemen umurumda değel, alıp evimin gadını, çocuhlarımın anası, yüreğimin suldanı yapacam seni. beri bah, gaçma diyom sağa! dur len! aha gayboldu, aha silah, seni bulup gebertmezsem, gahpeeeeee!
bah buldum, benden gacabileceğini mi sandın?! niye anlamirsen, yüreğim yanir! senin de yansın alçak garı, geber! zalim yar, madem sevmion beni, varmayacan, vermeyecen bana, gimselere vermeyesin, gimselere varmayasın, al sana!"


çiyuuv çiyuv çiyuv! üç el silah sesi duyulur, genç bir kadın ne olduğunu anlayamadan kanlar içinde yığılır.

bunlar hikaye değil, bir hafta bile olmadı, benzeri yaşandı. gencecik, daha baharında bir öğretmen, polise, savcılğa şikayetlerde bulunmasına, başka bir şehre atanıp, kaçmasına rağmen sapığı tarafından öldürüldü. peki onu koruyamayan, ama öldürüldükten sonra "başarılı" bir şekilde sapığını yakalayan polislere ne yapıldı dersiniz? evet ya, plaket verildi!

yakalamak deyince aklıma geldi, yoksa bir benzerliği olduğundan değil, dink'in suikastçısını yakalayan polislere de plaket verilmiş miydi? vermediyseler çok ayıp etmişler... cık cık cık