6 Kasım 2012 Salı

benno maceraları

söylemiştim ya, benno girdi hayatıma artık bolca onu anlatırım diye. buyrun işte, çok ara vermeden hemen yeni vukuatlarını sıralıyorum küçük beyimizin:
hafta sonu sabah yürüyüşümüzü yaparken, beyimiz kakasını yaptı. tam almaya yelteniyordum ki az ötede mavi bir şey gördüm. daha henüz zihnim, yahu bu şey bilmem ne olmasın minvalinde durumu anlamaya çalışırken, benno çoktan biri iki saniye sonra olta iğnesi olduğunu tahmin ettiğim mavi şeyi kapıp kaçtı. benno önde, ben arkada, benim donları doldurmaya ramak kala bir koşuşturmacadan sonra küçük yaramazın bir anlık boşluğundan faydalanıp attım kendimi üzerine. bu arada da olta iğnesini çiğnemeye çalışıyor bizimki!
neyse ki bir yerine saplanmadan alabildim. olta iğnesini ucunda balıkla, eskidiği için mi rast gele atıyor kenarda avlanan balıkçılar bilmem. ama bunlar kazara kopup gelmiş gibi durmuyor. kopsa, balık ne arar bunun ucunda?
tabii ben o korkuyla, hemen orada avlanan balıkçılara bastım fırçayı. muhtemel ki, onların bile değildi. ama benim şokta olduğumu anlayıp ses çıkarmadılar.

tabii ben korkudan, o sabahtan beri hadisenin gerçekleştiği köşeye gitmiyorum. ama benno bu, belayı bulmanın yolunu bir şekilde buluyor!

bu sabah sakin sakin yürürken, buldu mu bu hayta kendi kadar bir kemik?! halbuki dışarıda bakınmasın diye evde boyna kemirdiği kocaman iki tane kemiği vermiştim ona. ama tok evin aç çocuğu, fazla mal göz çıkarmaz minvalinde, elektrik süpürgesi gibi tarıyor yerleri. ne olur, ne olmaz lezzetli bir çöp parçası bulurum umuduyla detektör minvalinde öyle bir yapışıyor ki yere, şimşek düşse tepesine, fark etmeyecek. 
tamam, kemiği götürsün, aslında onda bir sorun yoktu. hatta ağzından almayacağımı anlatmaya çalışıyordum ki, sahilin başıboş köpeklerinden karabaş peydah olmasın mı!! aslında gayet munis bir köpektir, ama kemiği görünce tam bir yamyam kesildi. atladı benim çocuğun üzerine! benim bıcır ördek de, kendini herkül mü sandı ne, bırakmıyor ağzından kemiği. benim de benim diyerek var gücüyle tepişiyor bunla! tabii karabaş, dün kemiğini kendisinden iri bir golden'e kaptırmış olmanın, ve golden kemiği götürürken ulumanın acısını daha atamamış üzerinden. -ah ah, sen misin o hallerine gülen!- ama işte, köpek milleti bile gücünün yettiğine kafa tutuyor. ver o kemiği kavgasıyla başlamasın mı karabaş benim ufaklığı ısırmaya!! ben o korkuyla bir atladım karabaş'ın üzerine! yapıştım iki elimle ensesine, benim bıcırın üzerinden çekmeye çalışıyorum. annelik işte, kedi bile arslan kesilir ya yavrusu söz konusu olunca. ben de o deli kuvvetle bir kaldırdım karabaşı. rahat yarım saat parmaklarım acıdı, nasıl bir güçle yapıştıysam karaaşın ensesine... bir tanıdık da yetişti, benim oğlanı tuttu, kaçmasın diye.  hemen kontrol ettim yara bere aldı mı diye, neyse ki vaktinde müdahale edebilmişim, yine bir yara almadan popoyu kurtardı minik yaramazım. tabii ki kemiği kapmış bir karabaş bırakarak hızla olay mahallinden ayrıldık.
çekirge benno bir sıçradı, iki sıçradı, somumuz üçüncüsünde hayırlı biter inşallah. 
resimde de beyimiz, acı biber tadının dayanılmaz lezzetine varmakla meşgul. bu cocuk yaramazlığın kitabını yazmasa ne olayım....

Hiç yorum yok: